Kendinizden ödün verebilir misiniz ? Kişiliğinizden, düşündüklerinizden, yaptıklarınızdan ve yapmak istediklerinizden... Hemen "asla" demeyin. Belki bu soruya rahatlıkla "asla" diyebilecek kadar şanslı bir hayatınız olmuştur. Belki böyle bir hayatınız olmamıştır ama ne olursa olsun kendiniz olmanın, kendiniz kalabilmenin değerini anlamış birisinizdir. Öyleyse bu şanslı bir hayatınız olmasından bile daha önemli ve güzeldir bana kalırsa.
Soruya cevabınız ne olursa olsun bu yazı devam edecek. Çünkü yazarda artık kendinden ödün vermemesi gerektiğini düşünüyor... Ne için kendinden ödün verebilir insan ? Birazcık daha sevgi. Birazcık daha ilgi, birazcık daha insan, arkadaş ve daha ötesi. Birazcık daha kabullenilme. Yalnızlıkla dengesiz bir ilişkiniz varsa eğer işiniz zor demektir. Onu seversiniz, ondan ayrılamazsınız ama yalnızlık küçük bir kurt. Her dakika içinizi kemiren. Biraz acı bile hoşuna gidebilir insanın. Tıpkı dudağının üzerindeki yarıkla oynamak bundan zevk almak gibi. Ama yarık ilerledikçe, açıldıkça zevk salt acıya dönüşür. İleri gittiğinizi, bir şeylerin olması gerekenden fazla olduğunu anlarsınız. Yalnızlıkta bazı insanlar için aynı acıyı yaratır zamanla veya zaman zaman. Gecenin ağır karanlığının tam ortasında sadece kendi sesini duyarsın. İçinden bir şeyler bağırmak haykırmak ister , bir şeyler söyleyebilmek, konuşmak ne konuda olursa olsun ama neye yarar ? Kendinden başka duyacak kimse olmadıktan sonra konuşmak belki sadece bir delilik belirtisi, sadece bir kendi kendini tatmin aracı. Dışarıdan gelen sesler... Karşı pencerenin arkasında gezinen, bir şeyler ile uğraşan insanlar... Orada bir hayat var. Sen değil. Herkesin bir yalnızlığı var ama o an sen dünyanın en yalnız insanısın. Zaten kendi yaşadığı acılar hep en büyükmüş gibi gelmez mi insana ? Öyleyse bunun tadını çıkar. İşte böyleyken birkaç insan için kendini feda edebilir insan. Biraz sevgi için kendinden vazgeçebilir. Sesini duyabilecek bir kişi zaten acı, sessizlik biraz nefret,biraz kibir biraz da kıskançlık içinde kıvranan ruhunu satabilir. Belki hep istediği o insanlara benzer belki yaptığı şeyleri yapmıyor, sevdiği şeyleri sevmiyor hissettiği şeyleri hissetmiyormuş gibi davranır. Yalnızlığın, kocaman karanlık bir tarlanın ortasında baykuş sesleri ile yaşamanın, kendiyle arkadaş olmaya çalışmanın, gözlerini kapattığında onlarca farklı karakteri bıkmadan yaratmanın acısını çekmeyen birinin anlayabileceği bir şey değildir bu. Eğer bütün bunlar hakkında en ufak bir fikriniz yoksa bu yazıyı da bu düşünceyi de binlerce küçük iğne gibi suratımıza saplanacak hakaretler ve tavsiyeler ile geçiştirebilirsiniz. Ve inanın bu size zevk bile verecektir. Hayatta tüm şanslar eşit dağıtılmaz. Hatta anlama kabiliyetleri ve akıl sağlıkları bile... Ama bütün bunların tadını aldıysanız bu satırları okurken belki ağzınızda acı bir tat ile yutkunuyorsunuz ve yediğiniz şeyi bir an önce sindirip boşaltmak için can atıyorsunuz.
Uğruna yaralanmış ruhunuzu sattığınız insanlar sizi gerçekten mutlu edebildi mi peki ? Boğarak öldürdüğünüz gerçek siz aynalarda hesap sormaya geliyor mu sık sık ? Bütün o elde ettğiniz kalabalığın arasında anlık zevkler ile mutlu olmaya çalışırken yalnız kaldığınızda eskisinden daha büyük acılar çekiyorsunuz belki. Belki de kendinizden ödün vermenize rağmen istediğinizi alamamışsınızdır. Büyük ihtimal lanetlisiniz siz... Korkuyorsunuz hemde deli gibi ! Hayat boyu böyle kalmaktan, yaşadığınız o odanın içindeki havaya başka birilerinin nefesinin karışmamasından, kendi kendinizle konuşmaya çalışmaktan. Bütün o insanların, arkadaşların hatta sevgililerin birer hayal ürünü olarak kalmasından. Bu önüne geçilemez, beyninizi yakan , nefesinizi kesen korku yüzünden bütün bu ölümcül hatalar. Bütün bu kendinizi öldürme oyunu... Sizi siz olduğunuz için kabul edecek insanları bile farketmeden kaçırdınız belki. Tanrım ne korkunç ! Ne yakıcı bir pişmanlık bırakır bu aptallık geride. Sizi yanlış tanıdılar, kendinizi yanlış tanıttınız. Gerçeği farkettiğinizde bağırmak, kusmak istediniz ama artık kendinizi tanıtmak için çok geçti. Sırf birileri ile küçük bir bağlantı, aslında önemsiz bir iletişim kurmak için söylemeye çalıştığınız bütün o saçmalıklar... "Kim olursan ol sana ihtiyacım var" diyecek kadar küçüldünüz mü ? Ama hayatınıza bir şekilde giren insanlar ile bile bir şeyleri yürütmeyi beceremiyordunuz. Yetinebileceğinizi sanıyorsunuz ama kabul edin yetinemezssiniz... Gözlerinizin önünde korku renginde kalın bir bant var... Şimdi bütün bu pişmanlıklar ve dikişleri patlamış yaralar ile ne yapacaksınız siz ?
Yaşayacaksınız. Alışmış olduğunuz acıdan ve rahatsızlıktan zevk almaya çalışarak hemde. Herkes biraz anlaşılmazdır. Belki siz birazdan daha fazla... Ama sizi anlayan ve aslında kendinizi korkmadan açıkça anlatabildiğiniz birisi var. Siz. Aynadaki o tanıdık ama hatları hakkında pek fikrinizin olmadığı yüz. En azından onun katili olmadığınız için içinizi bir parça rahat hissetme ihtimaliniz bile var hatta. Ama bu sanal dünyadaki arkadaşlıkları bile kıskanacak kadar ve sahip olmaya çalışacak kadar çaresiz olmayacağınızı göstermiyor... Belki bütün bu yalnızlığı terk edip , ruhunuzu öldürmek yerine bedeninizi öldürmelisiniz ama hayır, asıl ondan köpekler gibi korkuyorsunuz. Bütün o kutsal kitaplar ve söylenenler... Bu sağlam görünen kanıtlar bile nereye gideceğinize dair bir inanç vermedi size. Bunu yaşamaktansa kalabalıklarda kaybolmak, gecenin sessizliğinde tekinsiz konuşmalar yapmak daha güvenli belki. Güvenliden öte alışıldık... İşte yine başladığımız yerdeyiz...
Bir hiç içindi tüm bu satırlar. Hiç okunmayacak kadar sahipsiz ve yalnızlar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder