14 Ekim 2010 Perşembe

Uçuyorum

Uçuyorum...
Kanatlarım çıktı onları ezen, hapseden et parçalarının, kemikten kafeslerin içinden.
Uçuyorum...
Bedenim pisti, bedenim kirliydi, etlerim çürümüştü, gözlerim nefretten kıtaları hareket ettirecekti sanki ! Hatıralarım yazın sıcak rüzgarları gibi yakar zihnimi.
Uçuyorum...
Artık benim olmayan parmaklarda kan pıhtıları, dudakların üzerinde ince kabuklar ve derin yarıklar var ve ben... uçuyorum...
Benim değildi beynim, hiç beynimle düşünmedim
Kendimi kaybettim, kendim tiksindim, yıkanıp temizlenemedim
Suçsuz günahsız bir çocuk vardı içinden lanetli, cıva gibi ağır cıva gibi zehirli karışımların geçtiği damarların altında
Suçsuz günahsız bir çocuk haykırırdı etten duvarların ardında
Suçsuz günahsız bir çocuğu boğdular yüce sevgisizlikleri ile ! 
Suçsuz günahsız bir çocuğun yüzüne kapandı kapılar merhametten yoksun , sigaradan sararmış eller ile
Uçuyorum...
Hep bedenim sarhoştu benim, kahverengi masaların üstünde ve şimdi ruhum sarhoş beyaz ve beyaz olduğu kadar kirli tuvaletlerin içinde benden başka her türlü canavar olan aynalarının karşısında ayılmamacasına ve, ve ben uçuyorum...
İçimde kopan, zaten hiç birleşmemiş olan bir şeyler çelikten, demirden halkalar gibi geçiyor birbirine
Uçuyorum...
Duvarlar yıkılınca kavuştu susuz bir ruh küçük sevgilisine
Uçuyorum...
Geride ölü bedenler bıraktım sanki yüzlerce binlerce 
Uçuyorum..
Geride ruhu olmayan bir et yığını bıraktım, orada, atılmış parçalanmış yatıyor aşağıda
Uçuyorum...
Şimdi keskin kokulu, ağır bir sisi yarmışım, bedensiz bir ruh olmuşum uçuyorum
Uçuyorum, yanından geçtiğim ve ateşimi hissettiremediğim insanlar, uçuyorum
Uçuyorum, aç bir çakal gibi kurtlanmış etlerinizi parçaladığım kirlenmiş ruhlar, uçuyorum
Günah yedim, acı içtim sizinle birlikte, oturduğumm masalarınızdan şimdi ebediyen kalktım, uçuyorum
Elveda hayal kırıklıklarım, elveda beklenmiş ama kapıyı hiç çalmamış sevgiler
Elveda boş şişeler, göremediğim renkler tadamadığım tatlar elveda
Elveda sevemediğim çocuk, elveda hatırlamaktan deliler gibi korktuğum çocuk elveda
Senin de kırmızı ayakkabıların vardı o masaldaki kız gibi dans ettikçe ayaklarını sıkıp yarıveren, elveda
Senin de bir celladın vardı hemde kangren olmamış taze yerlerini kesen, elveda
Uçuyorum...
Hiç sevmediğim toprağınızı, denizinizi beğenemedim, şimdi utancımdan kafamı kaldırıp bakamadığım gökyüzüne gidiyorum
 Uçuyorum...
Azrail'inizdim kendi ellerinizle yarattığınız...
Kocaman bir okyanusta bir parça köpük olan deniz kızına özendim
Şimdi kendi okyanusuma uçuyorum
Uçuyorum arkamda her gece rüyalarıma giren arsız hayaletleri bırakarak
Uçuyorum aynalarda şekilden şekile giren gölgeli ölü suretler bırakarak
Uçuyorum , ben kendi cehennemimi yaratmışım bu dünyada,
Kaybolmadım, keşke kaybolsaydım içinde ama her yerini olmayan adım gibi biliyordum, uçuyorum
Almıyorum, zaten hiç istediğimi alamamıştım, vermiyorum zaten hiç vermemiş, verememiştim...
Yürümüyorum, koşmuyorum, düşmüyorum, düşünmüyorum, anlatmıyorum, hoş zaten anlatamıyorum
Uçuyorum...

Bu şiir bir öykü, bir senaryo için yarattığım bir karaktere ithafen, onun ağzından yazılmıştır. Karakter alkolik bir seri katildir. Kendince masum olmadığını düşündüğünü insanların arasındadır ve yine onları öldürmektedir. En büyük korkusu onlara benzemektir aslında. Kendini tanıyamamakta hatta adeta nefret etmektedir. Travmalar ile dolu bir çocukluğu vardır ve ilk cinayetini çok erken yaşta yine bir travma sonucu işlemiştir. Ruhsuz bir beden iken öldürmek için yaşamayı tercih etmiş, bildiği tek şey olan öldürmeyi artık yapamayacağını anlayınca bedensiz bir ruh olmayı tercih etmiş ve intihar etmiştir. Mezar taşına "kirlenmek için yaşadı, temizlenmek için öldü" yazdırılması muhtemeldir.

1 yorum: